Köşe Yazıları etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
Köşe Yazıları etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

21 Nisan 2010 Çarşamba

İNTİKAM , SOĞUK YENEN BİR YEMEKTİR

Öyle derler.Bilemem.
Adı bile ödümü kopartırken bu yemeği değil soğuk,tatlı niyetine bile yemem.
Sütten çıkmış ak kaşık mıyım?
Değil elbet?
Yüzünü görmek istemediklerim olmadı mı?Oldu.
Ama asla diş fırçasını kozete sokmayı düşünmedim zavallıların.
Parfümüne taze çiş doldurmayı akıl etmedim.
Kezzap atmayı istemedim.
E o zaman bunları nereden mi biliyorum.(bkz.ekşi sözlük / intikam)
Kin,sabır,hafıza gerekirmiş intikam için.Deve kini,fil hafızası,timsah sabrı.
Sabır iyi birşeydir.
Hafıza diriliği süper.
Kin için aynı şeyi söylemek isterdim ya ne mümkün.

Ama çözemediğim birşey var.
İçinde sabır ve hafıza varken ve bunlar hiç de kötü değilken intikam kulağa neden ürkütücü geliyor.
Niye dersiniz?
Tarzı mı değiştiriyor şiddetini?
Gerekli midir?
İçinde hem nefret,hem şefkat barındırabilir mi?
Evet midir?

En son denk geldiğim intikam gösterisi,eski sevgiliden kalan 3 parça eşyayı nette satışa çıkaran Fulya'nın ki.
İyi düşünmüş.
Fotoğraf makinasını tanıtırken,şımarıklaşıp "ben içindekileri silmeyi bilmiyorum hayatımmmm " demesi durumu fazlasıyla açıklıyor.
Evet,intikam soğuk yeniyor.Çikolata dişler gibi de zevk veriyor.
Kızımız can yakıyor,az biraz kepaze ediyor ama dozunda.
Daha masumane anlayacağınız.

Gördüğüm en büyük intikam,Revenge (İntikam) filminde Anthony Quinn'in,güzeller güzeli karısı ve aşığı Kevin Costner'a ettikleriydi.Kevin'in en yakın arkadaş durumu intikamı ,intikam yaptı.
Ne ızdırap,ne çile,ne savrulma.Kimse kimseyi bulamadı.
Bulduğunda da iş işden geçmişdi zaten.
Anlıyorsunuz ki, kadının güzelliğini çizen bıçak aslında intikamı resmeden fırça oluveriyor.
Düşmanım yaşamasın diyorsunuz.İçgüdüsel yanağınızı tutuyorsunuz.

Gerçi en yakın arkadaşımla ,sevdiceğim bir olup beni boynuzlamadı.
O yüzden yok,yokkk intikam mı demek bekara karı boşamak tadında kalabilir.
Aslına bakarsanız bu işlerde nasıl olsa dünya dönüyor,devran o işi bizim için bir gün,bir yerlerde hallediyor tesellisindeyim.
Olanı biteni yoksaymadan,unutmaya çalışma heveslisiyim.



En şerefli intikam,hiç alınmayandır.

İntikam ateşiyle yananlara ilanen duyurulur.

ERKEKLERİ YERİM.YERİM...

Zira bunu ben demedim:)Tamam başlığı öyle atmış olabilirim ama bunu köşeye dikkat çekme babında hafif bir kompleks olarak algılayın ki ben de fırsat bu fırsat en başında zırhımı giyeyim.Laf yiyecek takatim yok baştan diyeyim.

- Bir aşk romanı var.
- Ne güzel....
- Okur musun?
- Okurum.
- Aşk kitabı ama.
- Okuruz dedik ya.
- Yalnız kapağı pespembe.Caymak yok..
- Olsun.Okurum yine de.Okurken katlarım o zaman :)
- :( ... Çok ayıp.Gizli kapaklı okumak yok bak.Kitabı okurken saklanmak da yok.Küserim.
- Niye ki?
- Bak şimdi. Elif Şafak, Aşk diye bir kitap yazdı mı?Yazdı.Satıyor mu?Çok satıyor.Ama bir derdi varmış kadının.Kitabın kapağı pembe diye okumaya çekiniyormuş erkekler.Okurlarsa da evde okuyorlarmış.Öyle vapurda,otobüsde erkek kısmını zorluyormuş kapak rengi..
Onlar da sırf erkekler de okusun diye kitabın külrengi versiyonunu basmışlar.
İş bu kadar ciddi yani.Okurum diyorsun ama eline bile almazsın sen de...Bilirim.
- Hadi canım.....

Bu konuşmayı yaptığımızda dalgalar ayaklarıma değdi değecek keyifliyim, Elif Şafak'ın yazısını okuyorum.Daha da keyifliyim.
Ne hoş ama diyorum içimden! Pembe , korkunç renk olmuş da haberimiz yok..
Kırk yıl düşünsem aklıma gelmezdi.
Halbuki,Levent'in toz pembe tşörtü var.(Kardeşim olur kendileri)
Giyip de duruyor.Eeeeee!

Koca koca adamlar , sarmısak görünce tozutan vampirler gibi.
Kaçacak delik arıyorsa çok gülerim.Pembeden korkulur mu ayol?
Ne varki?Alt tarafı pembe.
Hani pembe dediğim hükümet gibi kadın sınıfına falan girse tamam,korkunuz da masumaneyle derdiniz ne?Ay yoksa cart pembe deriz diye mi?
Sıklemen desek alır mıydınız?Iııığğğ mı?

Kadın olmak ne müthiş bir şeymiş yarabbimmmm!
Ohhhh beee! deme de dur şimdi.
İlk kez bu kadar özgür hissettim kendimi.
Bir rengim bile yok.Rengarengim.
Kadın dediğin,
külrengini alır,pembeye de bayılır.Siyaha ölür biter, moru pek bir asil bulur.
Biz hiç diyor muyuz mavi erkek rengi diye.
Saks mavi ölünesi,bayılası.Hem Parliement Mavi bile varken,pespembe niye kadınsı gelsin?
Yok böyle birşey beyler .Müsterih olunuz.

Halbuki ,çok eskilerde erkek çocukları pembe , kız çocuklar mavi giydirilirmiş haberimiz yok.
Ve pembe gücün rengiymiş,çıtkırıldığımlığın değil.Sonra ne vakit ki feminist bir grup, pembe rengi isim almış kendine olan olmuş.
Erkek kısmına uymamış bu renk.
Öyle sanmışlar.
Valla hiç öyle sanmayın.
Hiç de kasım kasım kasmayın.
Kitap,kitapdır.
Renk de renk.
Pembe,al,mor ne farkeder.Önemli olan iç güzelliği değil mi?Siz öyle dersiniz.

Ama yoook!
Ben bu işi erkek milletinin çapkınlığı olarak görüyorum.
Kendine yasak bir kadını merdiven boşluğunda gizli gizli öpmek gibisi var mıdır?Aşk-ı Memnu havalarında.
İşte bu.Bu....Kitap da aynen öyle.
Gizli gizli.Azıcık,azıcık.Flörtöz.
Kitaba dokun bırak,dokun bırak.İçini görmek için öl geber,dışı elini yaksın.

Elif Hanım'ın yerinde olsam onların Aşk'la münasebetlerini asla meşrulaştırmazdım.
Bırakın yansın elleri.
Bırakın aşkı böyle bilsinler.
Gizli gizli....Yana yakıla.
Ama ne de güzel.

ARDARDA

Heryerde o.
Arda.
Öyle ki hakkında birçok şey ardarda gazetede,nette,sohbette.
Gencecik yaşında önüne milyon dolarlar serilmiş yoldan yürüyen evimizin çocuğu.
Kabiliyeti su götürmez.
Eli yüzü düzgün,ağzı laf da yapıyor,esprili daha ne olsun.
Bir de gönlü güzel olsun der miyiz?
Deriz.
Yalnız,para döşeli yol pek çetrefilli.Uzaktan bile.
Rahat,huzur yok kendine.
Ne dese de haber olsa,ne yapsa da malzeme çıksa.
Yok kız arkadaşıyla tartışmış,kız hızını alamamış eşofmanını çekiştirmiş.
O da basmış tokadı.
Yalan mıdır?Olabilir de.
İşin aslı buna benzerdir lakin çarpıtma ihtimali yüksek.
Alalade, o vaktin genci yaşasa bunları sıkıntı değil de ortada GS kaptanı olunca durum değişiyor.
Zor bu çocukların işi zor.
Heleki Arda'nın daha da zor.

Öyle böyle değil hakikaten zor ama.
Araban 0-100 km'ye 4sn de ulaşsa keyfini süremezsin bile sık sık frene basacaksın.
Tozutmayacaksın.
Yer gök adınla inlese kaç yazar.
Arada yuhlanacaksın.
Haketmedim sanacaksın.
Öyle ya,büyüklüğüne inandıracaklar seni.
Alkışlardan sersemlemeyeceksin.

Velhasılı iki ucu boklu değneği tam ortadan tutacaksın.
Tutamazsan yandın.Ha tutabilirsen ne âlâ...
İşte o vakit sen bir gör...Bir gör....

Tebrikler ArdArda...

TÖVBE YARABBİM ! KOCAM SİZE EMANET

Dün denk geldim.
Hadi canım dedim.Yani nasıl?
Şimdi en az 5-10 yıllık kocayı alıp emin ellere teslim edeceğim,1 hafta sonra dışı gıcır gıcır içi pamuklar gibi olmuş kocamı geri mi alacağım?
Yok canım daha neler?

Alışkanlık denen şey en az 21 günde bünyeye zuhur ederken bu adamlar 1 hafta da nasıl değişir ki?
Hadi keldi ,lüle saçlı oldu.Ektin,biçtin herneyse.
Foduldu,yerle bir,mütevazi olmaya meyletti.
Bak hepden mütevazi oldu diyemiyorum.
Anacığım, "Kocam geceleri gözleri açık uyuyor "diyeni duydu bu kulaklar.
Hayır ne yapalım şimdi?Bu denecek laf mı?
Be kadın adam bu durumdan rahatsız değilse sana ne?Evlenmeyeydin.O vakit dert değildi de şimdi mi dert oldu?
Öyle ya ilk vakitler gözler açık adama "Ahhh aşkım benim böyle de çok tatlısın"derken tat,tuz kalmamış çok belli.
Çok inat diyenler var.Doğrudur,inat adam hiç çekilesi değilmiş.Başımda değil,şükür diyelim.
İyi de bunun hapı mı var canım?İnatçılık ettin al bir doz.Yemeklerden sonra kullanır gibi.
Valla sormak isterim inatçı kocayı nasıl törpülüyorlar.Tırnak törpüler gibi mi?
İşe yarıyorsa tavsiye edeceğim arkadaşlarım var da merakım o yüzden.

İnsan ilişkileri üzerine verilen her öğreti hep ilgimi çekmişdir.
Dinlerim,uygulamaya çalışırım ama kişilik meselesini gözardı etmemek gerek.
Genlerimizde taşıdıklarımız öyle baskın ki.
Bir iki darbeyle atılıverse herbiri süper olur da , ya onları eksiklik olarak görmüyorsak.
Karşı tarafın görmesi yeterli bir sebep değil bir kere.Ben de inanmalıyım keçi gibi inat olduğuma.
Gözleri açık uyumakdan rahatsız olmalıyım.Ne bileyim göz kuruluğu yapmıyorsa dert değildir gibime geliyor.
Daha üzerime gelirseniz beni beğenen böyle beğensin der çıkarım.
Sonra hayatta en değişen canlı insanken ,mukayese edileceğim merci kim?
Komşunun eşi mi?Eşimin kardeşi mi?Yeni tanışdığımız çift mi?
Kameralara gülümseyen evli ünlüler mi?
Hangisi sağlıklı?

Kendimi hiç bir zaman tam tarif edemedim.
Kimse de edemez.Dünkü huyum aynı şiddetle hüküm sürmüyor olabilir şimdilerde.
Ya da yeni huylar edinmişimdir bu yaş denen şey öyle birşey ki.

Ha evlendiğiniz kişi size hayatı çekilmez kılıyordur anlarım.
Dışarıdan profesyonel bir destek almak o zaman gerek.
Ama ötesi 1 hafta da 10 milyar almak için değilse ne olayım?

Ne mi?
Hem kel,
hem fodul....Bu mudur?Budur....

SEN ALDAT !!!!!!! BEN AFFEDERİM....

ABD'de Cumhuriyetçi Partiden South Carolina Valisi ,Arjantin'deki evlilik dışı ilişkisini gözyaşlarıyla itiraf etti.
Bu vali,Clinton-Monica aşkında Clinton'un azledilmesini isteyen kongrede yer alan kişilerden.Hiç buna değinmemeli bile.

Ağlamış ya.Erdemliymiş...Lütfetmiş diyelim.

Şu dünya üzerindeki erkek milleti topdan aynı dili konuşuyor.
Bu işden adım gibi eminim.
Niye?
Sırf biz anlamayalım diye.
Topdan Seksonya da yaşıyor bunlar.
Konuştukları dil:Seksanca.

Vahşiliğinin içinde gırtlakdan gelen nameler barındıran erkek milletine özgü ,
gerektiğinde telepatik dalgalara açık,
tek bir hecesine kafamızın basmadığı,
haliyle duygusal hatalarla dolu enteresan bir dil kullanıyorlar.
Tarzanca ile Fransızca arası.
Seksonya iktidar savaşlarının yaşandığı ,çalkantılı bir devlet.
Kuralları kaideleri bir sır.
Akıl alacak gibi değil zaten.
Ergin erkek kısmına vahiy yoluyla gelen bu ülkenin resmi dili , bize anlaşılmaz.
Hani karışık falan olup,kafa patlatılamayacağından değil.Legal kadının yanında hiç konuşulmadığından.
Legal kadın?
Eş,sevgili adabında erkekle ilişkisi ahlaki olan.
Eş zaten imza basılıp şahsi mülke giren ,sevgili ise bekar bir erkek ve yine bekar bir hanımın yaşadığı etik ilişki.
Yani siz bekarsanız bile sevgili edinme durumunuz ,
zinhar en yakın arkadaşınızın sevgilisi,sözlüsü,nişanlısı,eşi olmamalı.
Olursa da ....
Balında yenmez durumu.Hah işte o zaman erkek kısmı seksancayı sular seller gibi konuşmaya başlar.

Eşi manken gibi olsa da kesmez.
Karşıya der ki;iri kalçaların için Arjantin'e geliyorum.
Eş şöyle kalçasına dolgunsa övgü de almaz bilesiniz.
Zayıflaması uygun görülür.Zira evlenince,hele bir de doğurunca toptan salmıştır.
Eşin,imrenilesi yeşil gözleri es geçilir de karşı tarafın şehlalığı seksi bulunur.
Eşle yaşadığı hiçbir duygu bu sefer ki gibi asla olmamıştır.
İşte o "asla olmayan" için buradadır ya zaten.
Bırak evli olmayı 3 çocuk 4 çocuklu olmak da kesmez o sıralar.
Karşı tarafın evli olması da.
Hatta tüm bu olumsuzluklar aşkı ve şehveti tetikler.
Uzayan yollar ,kavuşmanın habercisidir de ailecek aynı yola çıkılsa çileden çok öteye geçilmiştir bile.

Sonrası,salya sümük.Pişmanlık diz boyu.
Yanlışlık kafaya balyoz değil de nedir?
Affedilir mi?
Eden eder.
Gözyaşına itibar edilir mi?
Eden ettiğinle kalsın.
İçime dert olur şimdi bu benim.

Değil Arjantin yolları,Allah bir sokak ötesine baktırmasın der der gezerim artık.

YAZ DÜĞÜNÜ .....YAZ DÜĞÜMÜ....TERCİH SİZİN.

Şöyle püfür püfür havuz başında olanı ne keyifdir .
Hele davetliysem keyfim de yerindeyse oooo yok benden bahtiyarı.
Düğünün içinde,ucunda kıyısında olmam yeter artar bile.
Rahat ve de şık bir kıyafet o da tiril tiril ,püfür püfürse tamamdır.
Pabuçlar vurmasın zahmet olmazsa.
Dominant olduğuma bakmayın, eğlenceli kadınımdır ben.
Eller havayaysa biterim.
Yalnız dedim ya şartım var.
Bilfiil düğünde olmalıyım.Salınmalıyım.
Havayı gark etmeliyim ruhuma.

Uzaktan hiç çekilmiyor.

Külkedisinin partiden dönme vaktini,
o vakitler inceden içime inmeyi,
çok uzakları seyretmeyi,yıldızlardan fal,ışıklardan mânâ çıkarmayı severim.
Tüm gün bulanmışım,bunalmışım ellemeyin durulayım vakitleri işte.
Onca insanın çıt çıkarmadığı anları yakalıyoruz .
Herkes tıp diyor bir tek kurbağalar oyunbozan.Dert değil ki...
Kurbağaları biz eskiden de seviyoruz.
Kurbağa vıraklaması egsozu patlak motor yanında ,
aria söyleyen Pavorotti değilse ben de Hülya değilim.
Bir mukayese edin bir dinleyiverin.
Gece yarısını geçmiş "Amanin de yavrum kelle...."şarkıları hiç çekilesi değil.
Kart kart çığıran çalgıcıyla ailecek tanışmak isteriz zira tebriğimiz var.
İnanılmaz kötü söylüyor.iNANILMAZ.
Doğru söyleyen dokuz köyden öteye ama biri gerçeği demeli adamcağıza.
Ortada tepinenler namelerin coşkusuyla mutlu mesutdur saygım sonsuz.
"Altını üstünü yelleeeeee...."ye iştirak edebilir.Sözüm yok.
Lütfen ve mümkünse biz almayalım efendim.
Davulun sesi uzaktan hiiiç hoş değil bilesiniz.

Günahımız ne?
Davetli değiliz diye bu nispet niye?
Bu işlerin şartı şurtu yok mudur canım?

Eğlencenin hızını kesemeyen hane sahibinin
çal bir harmandalı,vur davulcu patlasın tavırlarını çekerim.
Anlayışla da karşılarım amma o da gece yarısına kadar.
Ötesi bu ruha bu bedene ağır kardeşim.
Gece saat olmuş 12 30. Assolist coşmuş..
Ta Karşıyaka'dan balkonumuza buyur etmediğimiz çalgıcılarla sanmayın ki eğleniyoruz.
Sanmayın beleş konser diye horon tutuyoruz evcek.
Bilahere homurduyoruz.
Zira kimseyi davet etmedik.
Davet de edilmedik.
Üstelik pazar gecesi.
Üstelik bu saatlere "Akşam olduuu hüzüüünlendim beeen yiiineee"daha iyi gideri desteklerken.

Yaz akşamları başladı mı şu düğün dernek işi iç bitiriyor şerefsizim.
Gün yarılansa diye dakikaları sayıyoruz.
İlla şikayet mi gerek canım.

Valla ben onu bunu bilmem.

Vatandaş olarak yaz saati uygulamasına geçeli ay alem oldu dememe gerek yokdur herhalde.
Hani yanlışı olan varsa diye söylüyorum.
Bir teklifim var.
Halk ve devlet elele konseptinde saatleri tekrar ayarlasak?
Bence uygun ya sizce?

Zira bir dakika gerisini bile kafa götürmüyor efendim.

Şimdi ben de saat14 35...
Bilginize....

PARDON.....ÇOK PARDON.....

Tanıyamadım.
Çıkaramadım.
Hiç bilemedim.
İsmini söylersen tanırım diyemem.
Afedersin.
Kurum kibir değil bilesin.
Öyle manidar baksan da ben seni takıldığın yerde göremedim.
Küsmedin di mi?
Bilmem ki....
Şiir okumuş muyduk?
Gülmüş müydük?
Ağlamış mıydık?
Aldatmış mıydık?
Ne paylaşmıştık?
Yoksa paylaşmadık mı?Hiç gibi mi?

Yaş gidiyor,zaman geçiyor,söz dinlemiyor ya hiçbirşey.
Hey gidinin dünyası.
Fır fır.Fırıldak.
Eteklerini savuran yosma işte.Ona suç atalım bence.

Değişmedim diyemem ondan bil olmazsa.

Düşündüm de kimseye küs değilim epeydir.
Şükür.
Küstürmüş olabilirim.Hiç bilmedim.Kimse onlar ,çok özür dilerim.
Hiç konuşmam dediğim yok.
Yoluma kim çıksa selâm olsun.
Hal hatır ederim.
Kim gelirse gelsin.
Çekincelerimi,çektiklerimi,
burulup,burktuğum,
kurup,kurulduğum,
tez bulup savurduğum,
kesişmesin diye dua ettiğim,
ölse de kurtulsak dediğim kendimi bile yıllar var ki görmedim.
Eteklerimden silkeledim topladığım çakıltaşlarını.
O ne yükmüş öyle .Oh be! Hafiflemişim güzelim.


İlkokul hocamı affettim.
Beni sevmeyeni ,kabullendim.
Sevgililerini kıskanmıyorum artık yeşil-mavi gözlü sevdiceğimin.
Hatta gelsinler bize , seni anlatalım isterim..N'olucak...
Zararları olmaz bize.

Aşkından,hevesinden geberdiklerinin yüzünü ezbere çekip çekip,üç gün görmeyince
anlamı,hatırası olan her bir çizgiyi unutuvermek.Budur işte.Yzının anafikri bu.
Yıllar sonra önünüze çıksa şimdinin,ona ettiği kalleşliğe yataklık etmek elbirliğince.
Yemin etseniz başınız ağrımaz.
O ,o dur da ona ne olmuştur.
İçinizde ona ait ne varsa ne vakit ve ne yana savrulmuştur?
Savrulurken siz neredeydiniz?

İşde sırf bu yüzden ,
tam da bu nedenle
geçtiysen yanımdan yönümden sadece bir selama kaldıysa işimiz
o son gördüğün hallerim yoksa üstümde başımda hatırın kalmasın.

Arkadaşım....Yoksa sevgili miydik?



DEMEM O Kİ;

"Pardon" dinliyorum şimdilerde Sezen'den...Tüm yazı şarkıya ithafen.

NEFES ALAMIYORUM

Mübalağa yok .
Çarpıtma yok.
Alengirli bir durum yok.
Başka bir manası asla yok.
Gerçek böyle.
Dosdoğru nefes alamıyorum işte.
Dönem dönem oluyor bu .E nasıl yaşıyorsun deyin bana?
Azla yetiniyorum desem yalan söylerim.
Aslında derdimi ti ye almakla meşgulüm.

Düşünün.
Çok olağan birşey yapıyorsunuz.Adı üstünde olağan ya farkında bile değilsiniz.
Ama göğüs kafesinizde bir yer var o size sinyal veriyor.
Bu iş olağanlıkdan çıkıyor haberin olsun diye.
Ve her nefes alışınızda o noktadan aşağı oksijen inmiyor,içiniz acıyor.
O nokta belli.Oraya gelince bir yanım oksijeeen diyor,bir yanım buraya kadar hadi len deyip defediyor beni başından.
Olan bana oluyor.

Sorunu buldum.
Çok basit.
Nefes almayı bilmiyorum.
Ne acı !
Yani doğru nefesi bilmiyorum.
Bu da beni yoruyor.İçimi sıkıyor.Daraltıyor.Herşey diyaframa kadar inemeyen oksijen de gizli.
Şimdi, valla utanarakdan söylüyorum 35 imden sonra düzeltmeye çalışıyorum nefesimi.
Elalemin bebeklikden bildiğini ben yeni yeni öğreniyorum.

Önce,burundan çabucak değil şöyle 4-5 saniye yavaş yavaş nefes alıyorum.Ciğerlerime iyice dolduruyorum.Omuzlarım yükseliyor.Midem belime yapışana kadar çekiyorum havayı.Sanki göğüs kafesimin ardında gizli bir bölme var nefes köşeyi dönüp oradan giriyor.Minik bir yanma o an depo fullendi demek.Şimdilik doğru yoldayım.
Durun bitmedi.Hemen püf diye vermiyorum nefesi.İçimde tutuyorum önce.Yine 4-5 saniye.Ve başlıyorum kademe kademe nefes vermeye.Bu kez ağzımdan ve her kademede karnım yavaş yavaş dışa çıkıyor sanki.İçimdeki nefesi tamamen diyaframdan boşalttığımı hissediyorum.

Çok şükür o an nefesime doyuyorum.
Nasıl bir özgürlük bu.Nasıl bir zafer bilemezsiniz.
Bu derdi çekmiyorsanız nefes almanın tarifi mi olurmuş canım diyebilirsiniz.
Aman demeyin.
Güzel güzel nefes alabiliyorsanız kıymetini bilin.

Yolda belde , omuzlarımı yükselttiğimi görürseniz şaşırmayın.
Birilerine dikleniyorum falan değilim.
Sadece nefes alıyorum.
O kadar....

EZİK KADIN BİLMECESİ

Nev-i şahsına münhasır hanımlarımızdan biri ( ismini hatırlamıyorum bile )
pek renkli,pek yaldızlı yaşamının içerisinden bize ses vermiş.

-Sevgilim, ya işin ya ben dedi.İşim herşeyden önce gelir.Çalışmayan ezik bir kadın olmak istemem dedim.Ona yol verdim.

Ha ha haaa...Sevsinler ...

Afferin kız sana! Diyesim var.
Kedi olalı bir fare tutmuşsun da.
Hiç havalanma ! Tutamamışsın diye bağırasım da var.
Bilakis ayıp etmişsin şekerim.Yeseydin ya adamın parasını.

Zira...Çalışmamak.Çalışmayan bir kadın olmak....

Ev hanımı olmak yani çok çok çok ama çok zor bir işdir.Hemi de mankenlikden daha zor.Ahkam kesmeye benzemez.
En az kendin dahil 2 kişiyi sırtlanır,bilemedin 3-4-5 gider bu sırtlanmalar.Evi sırtlanırsın,eğitimi sırtlanırsın.Biter mi?Bitmez.
Çocuk yetiştirirsin ki insan yetiştirmek başlıbaşına bir sanattır.Bunun için kendini aşman gerekir.Yenilemen gerekir.
Sanatçısındır.

Akşama ne pişirsem?
Çocuğu hangi okula göndersem?
Hangi derse takviye almalı?
Onu nasıl anlayabilirim?sorar da sorarsın.Yani yeniliklere açıksındır.
Mecburen araştırmacısın anlayacağın.
İyi bir programlamacı,iyi bir öğretmen,işine sadık bir gündelikçisin aynı zamanda.
Gece inadına çıkan ateşin derdini,hangi ilacı hangisiyle vermemen gerektiğini bileceksin.
Stajyer bile olsan pratisyen hekimsin ucundan.
Ama yetmez.
İyi bir aşık da olacaksın.İyi bir anne de.İyi bir eş.İyi bir kadın da.

Çalışmak sırf para döngüsü değildir.Yeni insanlar,yeni fırsatlar,kapı kapıyı açar durumu.
Ama çalışmanın olmadığı yerlerden de hayat akıp geçiyor.
Oralardan beslenen çalışmayan bir hanım da en az çalışan kadar aktif olabilir.
Paranın alamadığı o kadar çok şey varken hayatta.


Çalışan ezik kadın maalesef yazının konuşma cümlesinde.

" İNSAN ANCAK GİTTİĞİ YERDEN BİR DAHA DÖNMÜYORSA , ONA GİTMEK DENİR.

Gövdemiz geri dönmüş olabilir ama ruhumuz orada kalmış ise eğer ona da gitmek denir."

Ve bu müthiş dizilim ne çok duyguya yataklık ediyor.Atlas'ın bu ayki sayısından aldım gitmelere ait bu paragrafı.
İçim hiç rahat etmedi ey okur!
Okuduğumu aktarmalıyım diye yanıp tutuşmakdayım ...

Yayın yönetmeni Özcan Yüksek kalemi güçlü biri.Anlatımı şiirsel.Her sayıda Editör sayfasında inanılmaz yazıları var.Gidip geliyorsunuz.Ya da hiç gelemiyorsunuz.Zaten razısınız.Onun kadar anlatamasam da durum şu.

Tanzanya'nın kuzeyinde yaşayan Hadzabeler'in arasında kaldığı 10 günün sonunda yazının ilk 2 cümlesiyle biten deneyimlerini okurken onbinlerce yıldır değişime inatla karşı duran bir halkı bize müthiş anlatıyor.Siz de onunla oralara gidiyorsunuz elbette

Aşk,kadın,av,çocuk,yaban balı,baobap ağaçları,beng içmek,çalı maymunu,zina,ölüler,sırtlan,ok ve yay...
Bir halkı özetleyen sözler.Belki ben kelime kalabalığı edip okuduklarımı böyle özetlemiş olabilirim ama aslı astarı çok daha yalın bir yaşam.
Kaydı kuydu olmayan bir halkın ne denli güçlü ahlak öğretileri olduğunu görmek, onca kanun,kaide yapmak çözüm değil demeye getiriyor herşeyi.İş yine hırsda bitiyor.

Her avladığını otlağa getirip paylaşma üzerine kurulu bir yaşamda kimse kimseyi ezmiyor.
En büyük suç zina.
En büyük ceza bal getirmek !
Ama öyle böyle değil 40 litre.Bir ağaçtan yılda bir kez yaban balı alındığını hesap edinki cezanın caydırıcılığı daha net anlaşılsın.
Heleki bir kadın hata yaparsa,avlanmaya dair en ufak öğretisi olmadığı halde verilen ceza 60 litre bal.Topla toplayabilirsen.

Para yok!!! Takas var....Bal ver yakın köyün demircisinden bıçak al.

Kıskançlıkları sadece eşlerine karşı.

Doğadan kendini azad etmemiş bu halkı hayranlıkla okusam da ....
Çalı maymunu bu yaşdan sonra yenecek nane değil!
Okla vurulan kuş ölmeyince dişlerimle canını da alamayacağım.
Hani çok cebelleşsem iki çubukdan bir kıvılcım çıkarabilirim diyorum da.
Şunu bilindik yerlerde yapmak en büyük hayalim.Uzaklarda değil.

Babamın köyünde mesela.
Toprağı eşelemeyi öğrenmeliyim 40 ımdan sonra.
Kendi ekmeğimi,kendi sebzemi,kendi meyvalarımdan gün kuruları,reçeller yapabilmeyi
ne çok istediğimi çok şiddetle anımsattı bu yazı bana.

Ruhum ,evin çalı avlusunun kenarından geçen derede taş topluyor şimdi.
Kapının girişine uzun bir yol yapmak için.
Misafirlerime.

DEDİM Kİ BİZE BİŞEY OLMAZ BEN KORURUM BİRİMİZ ÖLÜCEK OLSAK O BEN OLURUM

Kıpır kıpır.
Bayılıyorum.
Sanki dünyanın tüm enerjisini sırtlanmış saçıyor etrafa.
Bol bol.
Pırıl pırıl bakıyor.
Off diyorum o yaşıyormuş hakikaten.
Öyle insanlarla rastgelmek istiyorum.
Yolumu bölsünler,arkadaşım olsunlar istiyorum.
Pişpirik oynayalım,epeydir dönmediğim okeye dönelim istiyorum.
Saçlarımızı sarıp,pijama partisi verelim istiyorum.
İçimdeki alaturkalığı alaşağı etsinler istiyorum mesela.
Aslında....
Böyle birini tanıyorum ya neyse.Yani öyle biri.Bana öyle geliyor.
Ama arkadaşım değil:(

O kim mi? Nil.

Şimdilerde Nil'in kıyısında oturdum onunla söylüyorum şarkıları.
Hele bir rüya mı gerçek mi kestiremediğim şarkısı var ki farklı,bayılası.

Aşkımız Her zamanki Gibi Tehlikede...

Başa sarıp sarıp dinliyorum desem yalan olur bu devirde başa sarmak mı var.
İlahi ! Tümünü yürüt de olsun bitsin.

"Neyse ki ölmedik çıktık karaya,bir otobüs durdurduk gidermiş Ankara'ya "
derken aaa rüya gibi diyesiniz geliyor.
"Ağlardan kurtulduk gittik bir bara" diyor ya şaka gibi.
Kısacası anlatamayacağım.


Şimdi

"Çift kişilik nedense yastığım yorganım.Allah nasip ederse sola kayacağım diyor."
Gazeteye ilan vermiş bekar kız durumu daha nasıl güzel anlatılır ki.

Madensuyu yeşilini bu kadar güzel taşıyan bir kadına sadece bakmak haksızlık olur.
Sizi şaşırtan birşeylere kulak verin.
Beni dinleyin .
Siz de Nil dinleyin!

KADIN ... İSTER DE İSTER.

Cartier saat?
Kenneth Cole ayakkabı?
Louis Vuitton çanta?
Chanel no 5?
Çift kişilik Paris bileti?
Yanında Vera Wang gelinlik?
Hermes manto?
adına özel parfüm?
La Perla çamaşırlar?
Shıseido bakım?
Lüks?

Olsa da almam durumu olmaz yani.

Ammaaa....Ve bilirim ki...
Yalan işler bunlar efendim.Fani işler....Yine de....
Aslı evveli şudur ki bir kadın önce

başarı

sonra

güç

ister.Çok da sever.Bayılır.Ölür,biter.Bilirki üsttekiler nasıl olsa gelir arkadan.Yok aynısı olmazsa alternatifine de razı olurlar.Bu kadar da mütavazidirler!
İnanmıyor musunuz?
Valla inanın derim.
Bir de zahmet olmazsa bakıverin başarılı olmuş adamların dibinde bitiveren kalabalığa.Çoğu kadın değil mi?
Eeeee.

Bu arada yakışıklılık falan da aranmaz.Hani olsa balından yenmez durumu ama olmasa da gönül gözü katlanır .
Yoksa Sarkozky,Carla Bruni'yi nasıl tavlardı demezler mi adama?

Kontrolsüz güçden bahsetmiyorum.
Göz kamaştıran,
kusur kapatan,
olmayanı olduran güç ve başarı dediğim.
Gerçi gücün getirdiği başarı mı başarının getirdiği güç mü derseniz ben b şıkkı derim kahramanca.

Ve hayatında başarıya ulaşmış bir erkeği beğenmeyecek kadın zor bulunur diye de yinelerim.

30 Mayıs 2009 Cumartesi

ŞU SIRALAR

Gözüm hep ıhlamurlarda.
Burnum kokuyu almayagörsün.
Karşı kaldırım,yan yol,sapa yol,yolumun üstü değilleri iplemiyor bile.
Sırf baygın kokularının hatırına burnumun dikine ! gitmeyi seviyorum.

Çaktırmadan, dallarına değe değe ıhlamurlar altından geçmeye bayılıyorum.
Akasyaları hiç demiyorum bile.

Samim'le Meliha aşkına bir üzülüp bir gülüyorum.
Seyhan'ı çok fena kendime benzetiyorum.
Halim kötü mü?Asla değil.Ama Ali gibisi varken dünya iyisi Halim'e ne desem ki...
Mustafa'yla Nazlı neyse de savcı beyin aşkını itiraf edişi unutulacak gibi değil.
Yılmaz Özdil'e bayılıyor,Ayşe Arman' a hayret ediyorum.
Erol Evgin'in o yumuşacık sohbetine birgün şahit olur muyum sorusunu pek bir soruyorum.
Çok Güzel Hareketler diyen çocuklarımla "Ersin vurulmaya geldiklere"şahit oluyorum.
Ama ben Oğuzhan'cıyım bilinsin istiyorum.
Sırf sesini duyabilmek için hep Gülben dinliyorum.
Yok haksızlık olmasın.
"Giden günlerim oldu"şu sıralar önceliğim.
Balkondan sohbeti seviyorum.
Çocuklarımın oyunlarını izlemeyi.
Büyük oğlumun 10 yaş triplerine bakıp da büyüdüğünü görmeye bayılıyorum.
Kendini savunması öldürüyor beni ! Yumurta kırabiliyor.Oğlum büyüyor.

2.5 litre su içmek için hergün işkence çekiyorum.
Susuz yaşamaya alışkın iç organlarım muhtemelen can simidi derdinde.Benim derdim başka.
Jane Eyre ayna istiyorum mesela.
Kırmızı oje,Sally Hansen bacak fondoteni.
Bunları derken kendime gülmeyi seviyorum.
Araba plakalarından içindekini bilebiliyorum!!!
Kaktüslerimi çok seviyorum.
Bir beyaza bir pudra rengine bitiyorum.
Puantiyeli beyaz saksılar arıyorum.
Saçlarımı ortadan ayırmaya çalışıyorum.
Ojelerimi bitirmeye azmettim.
Oysa ki boş işler de nafile bir diyeceğim var.

Farkıma vardım.Sıradanlığımdan sıyrılmaya çalışıyorum.
Şu sıralar kusurum olursa affola.
Anlayacağınız hiç işim yok sizinle.

Derdim zorum benle..
Sırf kendimle.

BEN...HAVVA....DİĞERLERİ....

Derleriz.
Toplarız,pişirir,kotarır,dört yemeği tez vakitte hazırlarız..
Velhasılı....
Portakal kabuğunu atmaz,7 dakikada kek yaparız.
Ve dahası;çay çöpünü çiçeklere dökeriz.
Ve dehası,kırık fincana çiçek ekeriz.

İtinayla banyo ovar,tuvaletlerde biblo severiz.
Ütüleriz,katlarız,yıkar,ovar,siler,süpürür üstüne mükemmel toz alırız.
Faturaları yatırır,eh yırtık,sökükden de anlarız.
Arada örgü örer,balkon şenlendiririz.
Özenle veli toplantılarına iştirak,ödevleri pek bir ciddiyetle kontrol ederiz.
Anaç,evcimen,romantik,melankolik...
Aman canım pek de bir güzeliz.
Yani biz,
kadınkısmı.
Anayız,veliyiz,aşçı,hemşire,öğretmen,
psikolog,ayakçı,hizmetli,manikürcü,pedikürcü,kuaför,
gündelikci,sevgili, anacığım herbirşeyiz.
Bize insan diyen kör olur zaten.
Evin içinde amipiz biz.Amip...Amip...Bu da bilinsin isteriz.

Halbuki bunca işin karşılığı bir kuruş maaş istemeyiz.Sigorta istemeyiz.İş bile istemeyiz.İşimiz başımızdan AŞKındır zaten.

Karın tokluğuna itibar etmeyiz.Herşey aşk tokluğuna.Ötesi yazmaz kitabımızda.Önce aşk.İllaki aşk...İlahi aşk !
Ayol biz deli miyiz?
Bu sahiplenme,bunca yük niye?Ne vakittir bu kadar çok ödevimiz,zor sınavlarımız var?Ne hikmet?Kimin suçu?

Havva'nın.

Ondan beri.O sebep..
Herşey ondan beri.Anamız,dişlemeseydi yasak elmadan,işbirliği yapmasaydı şeytanlapaşa paşa yaşıyor olmayacak mıydık cennetinde?
Ne çamaşır ne bulaşık.
Ne gam,ne kasvet.
Ne yemiş yaprağı,ne iblis.
Ne imtihan,ne çile.
Şırıl şırıl sular,mırıl mırıl sevdalılar.
Herşey sütliman.
Ademgillerle sarmaş dolaş Havvalar..Kavga yok,gürültü yok.Patırtı?O da ne?
Bir çiçek adı mı tomurcuğa durmuş?
Herşey Havva anamız yüzünden.Herşey onun suçu.

Vebali boynuna ne diyeyim.
Ahirete havale ettim.

BAHAR VURGUNU

Çayır,çimen.
Çağla,badem.
Çiçek,böcek,kelebek.
Issız bir çeşme başına tez zamanda gidilecek.
Ma - ailecek.Armut ağacına salıncak.Ekose sofra bezi altına.
Sultan Süleyman koltuğudoğanın kucağı popoya diken batsa kaç yazar.
Sepette ne varsa haz alaala,sarhoş olana kadar temiz havayı içe çekeçeke.
Yemeli,içmeli,şu ....... .......... dünyasından geçmeli.

Yetmemeli.
Pembe,beyaz çiçekler toplanmalı.
Şansına lale gelirse daha bir sevinmeli.
Kahkaha atmakdan korkmadan yuvarlanmalı otluk,bokluk dinlemeden.
Bahar geldi ya.
Ohh be demeli,şükür kavuşturana!
Gelemez sanmıştım.
Ciğerlerine ne vakittir ermeyen havayı çekmeli,çekmeli.
Koşmalı,patika yolda,koşarken paytaklığına aldırmadan.
Cırcır böceklerine kulak asmadan bağıra bağıra şarkı söylemeli.
Hadi bakalım kim cesur demeli.
Kimin sesi yüksek.
Bağıran mı,şarkı söyleyen mi itibarlı hadi bakalım.
İşi,gücü,hırsı,küsü,kötüyü,evveli ahiri şu üç günlük dünyayı defedip,okkalıbir küfür daha etmeli.
Topu temeli insan işte demeli.Çok da derine inmemeli.
Yanındakine aşkla sarılmayı akıl etmeli.
Aşk şarkıları söylemeyeli ne çok zaman olmuş diye hayıflanmayı da bilmeli.

Gülümsemeli.
Bahar geldi diye diye gülümsemeli.

HAYAT TEKERİNE ÇOMAK SOKMAK

Görmüş olmalısınız.
Koltuk değneklerine aldırmadan oradan oraya atlayıp zıplıyor.Kayarcasına dans ediyor.
İnanamıyorsunuz.Sanki ayağının altında tekerlek var.

Visa reklamında oynayan şu koltuk değnekli adamdan bahsediyorum.
Alışverişe çıkmış,bir ceket,
bir şapka aldıktan sonra kendine kahve ısmarlayan,
koltuk değneğinde bacak bacak üstüne atıp bir de keyif süren bu yeşil süveterli adam da kim diyorsunuz.
Birçokları gibi.
Bill Shannon'muş kendileri.
Herkes ondan bahsediyor.Nasıl olabilir diyorsunuz?
Oluyor işte.Koltuk değneği bir timsal mi falan diye de düşünüyorsunuz.(Ahmet öyle sanmış mesela)Yanılıyorsunuz.
Küçük yaşta geçirdiği bir rahatsızlık kemiklerinde deformasyon yaratıyor ve o koltuk değneklerine alışır alışmaz,onlarla koşmayı öğreniyor,üzerinde hareketler yapmaya başlıyor.Sonrası farkında olmak.Farkı yaratmak.Herkesin baktığı yerden bakmamak ve kendi tarzını yaratmak.Böyle insanlara bayılıyorum.Bu kadar güzel dansedemediğime yanıyorum.İki sağlam ayağı,sadece yürümek için kullanıyor olabilmeme kızıyorum.Engel diye birşey yok aslındayi bilip unutmuşluğuma takıyorum.Herşey kafada ve başka ne yapabilirim sorusunu kendine sormama cehaletinde?

Her seferinde hayranlıkla kendisini izliyor müthişsin diyorum.Shannon tekniğine kafam bassın diye kendimi onun yerine koyuyorum.Yok,kıpırdayamıyorum.
Sonra.

Tekrar tekrar yazının başlığını sayıklarken buluyorum kendimi...
Abartmıyorum.
Sadece hakkını teslim ediyorum.

+ 18

O , 10 yaşında.

İki akşamda bir beni köşeye sıkıştırıp pazarlık yapıyor.
Adet edindi.Almayacağım diyorum.
Almayacağız.
Al-ma-ya-ca-ğııızzz...
Küsüyor.O masmavi gözlerini devirip içimi erite erite küsüyor.
Bu almayacağızları en başta demiyorum elbet.Önce sinirlenmeden güzellikle izah ediyorum.Anlatamıyorum.Neden?
Benim izah ettiğim her ne ise ona ters.Neden?
Sınıfın çoğunluğunda cep telefonu var da ondan.Neden?
Çünkü diğer anneler benim gibi düşünmüyor?Neden?
Ben ayrıkotuyum da ondan.
İlkokul dörde giden bir çocuğa cep telefonu ne hacet Allahaşkına.
Önce bilgisayar,şimdi telefon,sonra laptop,sonra araba,sonra ayrı ev.
Ne bitmez istekler.
Ne hazıra konan bir nesil yetiştirdiğimizin farkına ne zaman varacağız.
Bana hiç merak demeyin meraksa ben de en az sizin kadar endişeliyim.
Anneleriniz sizi gprs le mi buluyordu diye ilk veli toplantısında başlık atacağım o kadar bunaldım yani.
Cep telefonu olan bir çocuğun annesinden daha az seviyor olabilir miyim çocuğumu?
Sorusu bile çirkin.
Yok bu da değil.Paylaşımı, sadece msn deki paylaşım dosyalarından ibaret bir nesli kucaklıyor olmakdan hiç hazetmiyorum.
Bunca zararı sayfa sayfa verilen cep telefonuyla canınızdan çok sevdiğinize zarar veriyorsunuz demiyorum bile.

Telefon +18 olmalı.

Üstüne basa basa söylüyorum.+18 olmalı.Birtek bunu biliyorum.
Eğer ölmez de sağ kalırsam,eğer ilk bayram paramı telefon almak için denkleyeceğim diye tutturmazsa,yani ey okur!Ben oğlumu ikna eder,mücadelemi kazanır da her ikimizi de bu sonuçtan mutlu edebilirsim liseye başladığında alacağım telefonu.Oysa üniversiteye giderken eline tutuşturmakdı hayallerim ama bu şartlarda ne mümkün.

Yani +18 i kendi elcağızlarımla hediye edeceğim oğluma.
E bana da aksi yakışmaz zaten.

4 Nisan 2009 Cumartesi

BENİM ÇOCUĞUM YAPMAZ

Demeye asla dilim varmıyor.
Yapıyorlar.

Farkettim ki,az güneş onları kabuklarından sıyırıveriyor.Merdivenli bir yol sonunda koklaşırlarken,
mütahhitini bekleyen ev girişlerinde sigara tüttürürken,soğuk bir kaldırıma aldırış etmeden kafa kafaya anlatırlarken görüyorum onları.Genç sevgilileri.Arkadaşları.Endişelenmenize ne hacet.Bunları yapan sizin çocuğunuz olamaz.
Çünkü sizin çocuğunuz sigara içmez,
bira içmez,
elele gezmez,okulu asmaz,asla öpüşmez,eteğin boyunu kısaltmaz,sevgilisinin boynuna kollarını dolamaz.Koklaşmaz.Küfür etmez.
Onları yapan başkalarının çocukları.
Hatta benim çocuğum ama asla sizin çocuğunuz değil.Bilesiniz.İçiniz ferah olsun.

Onları yıkılmaya yüz tutmuş avlulardan çıkarken görmek ne üzücü.Her biri yüzünde o yaşın duruluğu,bildiğin okul çocukları işte.Başını omzunuza yaslayasınız gelecek çocuklardan.Okula gidiyorum diye evden çıkarken bir sigara içimlik müsaade istediğini ne bilsin anası.Ama ben biliyorum.İşe geç kalmayacağımı bilsem düşeceğim peşine.Kendi çocuğum gibi paylayacağım.Sonra olmadı bir de güzellikle anlatmaya çalışacağım.Yaşlanıyorum.Biliyorum.

Sonra duyacağım ki,arkadaş kurbanı çocuğunuz.Hiç aaa öyle mi demeyeceğim.Bu da koca bir yalan diye yüzünüze vurmaya çalışmayacağım.Size göre öyleleri anlatıp canınızı hiç sıkmayacağım.Kurban olunan arkadaşın ailesine göre de onların çocuğu kurban haberin var mı demeyeceğim.Ucu bucağı yok bahanenin.Çok kolay başkasını yargılamak.Oysa ki kendi gözümüzde ki çöpü saklamaya çalışmasak.Hatasız ne genç ne yaşlı hatasız insan olmayacağını bir anlasak.

+ 18

O , 10 yaşında.
İki akşamda bir beni köşeye sıkıştırıp pazarlık yapıyor.
Adet edindi.
Almayacağım diyorum.
Almayacağız.Al-ma-ya-ca-ğııızzz...
Küsüyor.O masmavi gözlerini devirip içimi erite erite küsüyor.
Bu almayacağızları en başta demiyorum elbet.
Önce sinirlenmeden güzellikle izah ediyorum.
Anlatamıyorum.Neden?
Benim izah ettiğim her ne ise ona ters.
Neden?
Sınıfın çoğunluğunda cep telefonu var da ondan.
Neden?
Çünkü diğer anneler benim gibi düşünmüyor?
Neden?
Ben ayrıkotuyum da ondan.

İlkokul dörde giden bir çocuğa cep telefonu ne hacet Allahaşkına.
Önce bilgisayar,şimdi telefon,sonra laptop,sonra araba,sonra ayrı ev.Ne bitmez istekler.
Ne hazıra konan bir nesil yetiştirdiğimizin farkına ne zaman varacağız.
Bana hiç merak demeyin meraksa ben de en az sizin kadar endişeliyim.
Anneleriniz sizi gprs le mi buluyordu diye ilk veli toplantısında başlık atacağım o kadar bunaldım yani.
Cep telefonu olan bir çocuğun annesinden daha az seviyor olabilir miyim çocuğumu?
Sorusu bile çirkin.Yok bu da değil.
Paylaşımı, sadece msn deki paylaşım dosyalarından ibaret bir nesli kucaklıyor olmakdan hiç hazetmiyorum.
Bunca zararı sayfa sayfa verilen cep telefonuyla canınızdan çok sevdiğinize zarar veriyorsunuz demiyorum bile.
Telefon +18 olmalı.Üstüne basa basa söylüyorum.+18 olmalı.Birtek bunu biliyorum.

Eğer ölmez de sağ kalırsam,
eğer ilk bayram paramı telefon almak için denkleyeceğim diye tutturmazsa,
yani ey okur!
Ben oğlumu ikna eder,mücadelemi kazanır da her ikimizi de bu sonuçtan mutlu edebilirsim liseye başladığında alacağım telefonu.Oysa üniversiteye giderken eline tutuşturmakdı hayallerim ama bu şartlarda ne mümkün.

Yani +18 i kendi elcağızlarımla hediye edeceğim oğluma.
E bana da aksi yakışmaz zaten.

KİM GELİRSE BAŞA O OLSUN MU PAŞA?

Bir anket yapılsa seçim sonrası,
ete süte bulaşmaz seçmenin teselli sözü sıralamasında başı çeker kendileri.
Ete süte epey bulananlar?Onlara söz de yetmez.
Oysaki,halbuki, bilineki umutları seçimlere bağlı niceleri Hacılar altında almış olacak yine soluğu..
Tansiyonlar bir inip,bir çıkacak.Acile toslanacak.Zafer sarhoşu olunacak.Evlere bayraklar asılacak.Bayraklar usuldan balkonlardan alınacak.Ve geçecek.
Oylar alındı,çalındı,satıldı,Kocabaş çayı bir dillense denecek.Hakkımızdı,çok çalıştık da denecek.
Nafile....
Toptan,tüfekden bilirim.Politika da böyle birşey.Nankör,sığ."Aldanmayacaksın ağam,paşam diyene " nasihatlarını aklının hiç lazım olmaz köşesinden çıkarıp alacaksın.Bak bugüne lazımmış diyeceksin.
Önünde elpençe divaneler çil yavrusu gibi dağılıp,alışkanlıkların yok sayılacağı o geceyi yaşayacaksın.Yok çare!

Güne saltanatlı uyanıp,devrilip uyumak da hayatın gerçeği.Alışılacak. Alışacaksın.Pabuç bırakmayacaksın.


Çan da bir dönemin bittiği davullu zurnalı cümle aleme haber verilirken ,havai fişeklerin ışığı geceyi yararken yine de
ışıklı,temiz bir yoldan gidebilir mi halkım diye endişeli değilsem ters düşerim kendime..Ayıptır bana.Kıstası eli yüzü temizce başkan dilemekten ötesini bilmez ben dedim ya hiçbir tanışıklığımız yoktur. Ne politika beni tanır,ne ben onu.

Ama....Ve lakin....

Çalmayacaksın,çırpmayacaksın,adil olup,bak oldum sanmayacaksın.Heleki geçince başa şimdi sen oldun paşa diyene asla inanmayacaksın.
Koca bir yalana yataklık edene itibar etmeyip,kapına gelenden bıkmayacaksın.Destek,destek dediğinden heleki usanmayacaksın.

Ve
Sırf şu paşalığın yüzü suyu hürmetine,vakti gelince apoletleri söküp atacaksın.